TERRORIST-ABD
Serdar ARSEVEN
Serdar ARSEVEN ( )

Malazgirt!..

Eklenme Tarihi : 30 Ağustos 2018, 11:52
Okunma: 241 Yorum: 0

Selçuklu Hükümdarı Sultan Muhammed Alparslan'ın, Romen Diyojen komutasındaki Bizans ordusunu yenilgiye uğrattığı ve Türklere Anadolu'nun kapılarını açtığı 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi'nin 947'nci yıl dönümü, büyük zaferin ruhunun yeniden canlandırıldığı etkinliklere sahne olacak.

Büyük Zafer’i coşkuyla kutluyoruz.
 
Allah Rahmet Eylesin Büyük Komutan, Büyük Lider Sultan Alparslan…
 
Yaşamının bize intikal eden her karesine mutlaka yakından bakmalı…
 
Tarihimizin derinliklerine inmeli, oralardaki her “kare”den ders almalıyız.
 
Sadece zaferlerin değil, mağlubiyetlerin de sebeplerine inmeye gayret etmeliyiz.
 
Bu yönde gelişmeler var, “kendimizi” tanımaya çalışıyoruz son yıllarda.
 
Kut’ül Amare gibi “unutulmuşlar” da dahil, büyük zaferlerimize çok daha fazla vurgu yapıyoruz.
 
Bu zaferleri meydana getiren ruhu anlamaya çok daha fazla teşvik ediliyoruz.
 
Sayın Erdoğan’ın Malazgirt Zaferi’nin 947. yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajdaki “Adalet, merhamet ve barışın timsali olmuş  medeniyetimiz” vurgusu yerinde.
 
Bizi tarif eden “ruhumuz” ve o “ruhu” tarif eden “kavramlarımız” yoksa biz de yokuz.
Bizi tarif eden “kavramların” hakkını vermeye de mecburuz.
 
Bundan 15, 14, 13, 12 yıl evvel gündemimizde daha çok Avrupa Birliği’ne tam üyelik “mücadelesi” vardı.
 
 Avrupa Birliği’ne girmeyi aslında çoktaaan  “hak” ettiğimiz söylenir, “kriterlerin” çok uzağındaki “dandik” ülkeleri bünyesine alan AB’nin bize büyük “haksızlık” yaptığının altı çizilirdi.
AB’den müzakere tarihi aldığımızda çok sevinmiş, bunu adeta “bayram” ilân etmiştik.
 
Sonra, sonra…
 
Bir şeyler oldu.
 
Türkiye, AB’nin, ABD’nin, küresel kapitalist sisteminin, “Köle Düzeni”nin belirlediği sınırları biraz aşınca, işler ters döndü.
 
Bir noktadan sonra, memleketin yegâne Lideri, Recep Tayyip Erdoğan, “Sevr”e işaret etmeye başladı ve halen de devam ediyor o vurgu:
 
“Kaybedersek 100 Yıl Önce Başarılamayan Sevr Tezgahı Önümüze Getirilecek!"
 
Bu süreçte hep “bıçak Sırtındayız” haklı uyarısını işittik.
 
 “Dış güçlerin” memleketi “işgal” hazırlığı içinde olduğu, bunun için de, öncelikle “Birlik, Beraberliğin Simgesi” haline gelmiş Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeyi ve bu “son ümidi”de yıktıktan sonra memleketi büyük bir kaosa sokmak suretiyle işi bitirmeyi hedefledikleri sık sık dile getirildi.
Bunu iddialar, “dış güçler”in ara vermez saldırılarıyla desteklendi.
 
Terör örgütleri, sadece bugün resmen kavga eder durumda olduğumuz ABD tarafından değil, bugün bize “destek veriyormuş” gibi görünen birçok “batılı” ülke tarafından Türkiye’ye karşı kullanıldı.
 
Dört bir yandan gelen ve “iç ihanet odakları”ndan da bolca destek alan saldırıları püskürtmeye çalışan Erdoğan, “Milli Duyguları” diri tutmak amacıyla, tarihi zaferlere daha fazla ağırlık verilmesini, bu milleti “büyük zaferlere” ulaştıran ruhun nesillere aktarılması için daha fazla gayret gösterilmesini istedi.
 
Bugün bu süreci yaşıyoruz, “tarihteki zaferlerimize” vurgunun dozu arttıkça, bir yandan gururlanıyor, diğer yandan da memleketin “kurtuluş mücadelesi” verdiğini, bin türlü “tehditle” karşı karşıya olduğumuzu, “yakın işbirlikleri tesis ettiğimiz” devletler dahil, hiçbir “dış güç”e güvenme gibi bir lüksümüzün bulunmadığını iyice idrak ediyoruz.
 
 Malazgirt Zaferi’ni anarken, bizden kat be kat güçlü “düşman”ı, büyük iman gücü ve büyük bir “taktik deha” ile yendiğimizi tekrarlıyor…
 
Uzak ve yakın tarihimizdeki zaferlerin salt “bilek gücünden” çok, “ilim, irfan ve tefekkür” gücüyle kazanıldığını, bunca tehdit altında bulunduğumuz ve “Kurtuluş Mücadelesi” verdiğimiz bugün, çok daha net bir şekilde görüyoruz.
 
“Kültür” Yoksa, Askeri Güç Hiçbir Şey!..
 
Bugün…
 
Asker gücün, “kültür ve medeniyet alt yapısı ve hamleleriyle” desteklenmediği takdirde “koca bir hiç” olduğunu iyice idrak etmiş durumdayız.
 
O dünyayı kasıp kavuran “Mogol” Askeri Gücü’nden, o bastığı yeri titreten “Zulüm İmparatorluğu”ndan geriye ne kaldı?..
 
Önüne geleni ezen imparatorluk, “kültürü ihmal etmenin” bedelini ödedi, büyük askeri gücüne rağmen, bir anda silindi, gitti!...
 
Oysa…
 
Selçuklu hâlâ yaşıyor, Osmanlı hâlâ yaşıyor ve biz Selçuklu’nun, Osmanlı’nın “torunları” olduğumuzu gururla söylüyoruz…
 
 O medeniyetlerin “uzağında” olmanın acısını dile getiriyoruz.
 
Rahmetli Dedemiz, Atamız Fatih Sultan Mehmet’in 21 yaşında İstanbul’u nasıl fethettiğini gururla anlatırken…
 
 Bir yandan da…
 
Diyoruz ki kendi kendimize:
 
“Atan Fatih 21 yaşında İstanbul’u fethetti de sen, bu yaştaki adam bugüne kadar ne yaptın?..
Atan Fatih’in 21 yaşında gösterdiği başarıyla bir yandan gurur duymalı, bir yandan da hallerine bakıp bakıp utanmalısın!”
 
Atalarımız Alparslan’a, Yavuz’a, Fatih’e büyük zaferlerin yolunu açan neydi?..
 
Medinetü’l Fazıla, Mesnevi ve Mukaddime gibi büyük eserlerin her satırının önüne şerhler yazarak okuyan dünün irfanı derin neslini nasıl meydana getirmiştik?..

 
Selçukluların Bilge Veziri Nizamülmülk’ün bugünkü karşılığını nerelerden, nasıl bulabiliriz?..
Muhyiddin-i Arabî, “Her asırda öyle birileri vardır ki, o asırlar onlarla irtifa kazanır.” der.
Yaşadığı asra irfanıyla yükseklik katabilecek fertleri nasıl yetiştiriyoruz, nasıl yetiştireceğiz?..
Var olanları nereden bulacağız, onların “çilelerle örülmüş zaferlere” götüren tavsiyelerine nasıl uyacağız?..
 
Rahatımızdan, konforumuzdan ne kadar taviz verebileceğiz?..
 
Onların, icabında “karşı çıkışlarına” ne kadar tahammül edebileceğiz?..
 
Onları anlayabilecek “idraki” nereden edineceğiz; ailelerimizden mi, ilk ve orta dereceli okullarımızdan mı, üniversitelerimizden mi?..
 
Nereden, nerelerden?..
 
Kültür, Şezlong ve Lahmacun!..
 
Bir Kültür ve Medeniyet Mücadelesi…
 
Demişken..
 
Bir Kültür ve Turizm Bakanlığımız var…
 
Turizm boyutu ağırlıklı, son olarak Bodrum’daki “şezlong ve lahmacun” fiyatlarına mutlaka bir ayarlama getirileceğinin ifade edildiği bir açıklama yapıldı, çok mesut olduk!..
Kültür ve Turizm Bakanlığı, işin “Kültür” boyutunda, Malazgirt Ruhu’na layık bir “seferberlik” başlatabilecek mi?..
 
“Milli Kurtuluş” seferberliğini, “Kültür” alanındaki Kurtuluş Mücadelesi’ne taşıyabilecek mi?..
Birçok şey isimle başlar.
 
İsim, tefekküre davet eder;
 
Hiç kimse, çocuğuna, “Turist” ismini koymak istemez herhalde; “Ârif” olan anlar, “Kâmil” olan tefekkür eder.
 
Bakanlık ismi, Kültür ve Turizm…
 
Aklımda öylece takılı durur:
 
“İsmi, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı’ değil de, ‘Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’ olsaydı, daha iyi olmaz mıydı?..
 
Ya da Kültür Bakanlığı tek başına bir bakanlık olsaydı…
Hak etmiyor mu yani bunu?..”
 
Kültür, “tur operatörlüğü”  ve “her şey dahil” ağırlıklı “turizm”e mi, yoksa “Milli” olma iddiasındaki “Eğitim”e mi yakındır?..
 
Bizim, “Nizamiye Medreseleri”mize ne oldu, o günlerden bugünlere miras nedir?

 
Osmanlı Dönemi’ndeki Fatih ve Süleymaniye Medreseleri ile özel yeteneklerin sistematik eğitimlerini temin için açılmış dünyadaki ilk misal Enderun Saray Mektebi, bugüne uyarlanabilir mi?..
“Külliye Mektebi” olabilir mi mesela, Devlet Adamı yetiştirmek için?..
 
Bizim özel yeteneklerimiz nasıl keşfediliyor, devletin hizmeti için nasıl hazırlanıyor, test ile tost arasına sıkıştırılmış yeteneklerimizin ‘Malazgirt Ruhu’na taşınması için neler yapmayı plânlıyoruz?
Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya Selçuk , “üç yıllık YENİ  eğitim modeli” için ilgili sivil toplum örgütlerimizden “raporlar” istemekle büyük bir iş yapmış bulunuyor.
 
Sivil toplum örgütleri…
 
Hangileri, hangi kadrolarla, hangi birikimle ve ne gibi endişeleri öne alarak rapor hazırlayacaklar?..
Bakalım, “günlük politikanın”, “günü birlik hesapların”, “iç çekişmelerin” ve “sivil toplum örgütlerini sıçrama tahtası olarak görmenin” etkisinden kurtulup, “farklı” tekliflerle ortaya çıkabilecek olanların sayısı nedir?..
 
Raporların muhtevaları nice olacaktır?..
 
Öğretmen eğitiminde hangi noktadayız?.. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin eğitimleri noktasında “bazı sıkıntıların” olduğu devletin en yüksek mevkilerinde bulunanlar tarafından defalarca ifade edilmişti.
 
“Yapılan derslik ve sınıf başına düşen öğrenci” sayısındaki artış ve azalışlardan dolayı sürekli olarak artan öğretmen ihtiyacımızı gidermek için sürekli olarak atamalar yapıyoruz…
 
Niceliklerle mücadelemiz yaman, peki ya nitelik meselesi?..
 
Atanan öğretmenlerimiz mezun oldukları fakültelerinin kendilerine verdiği eğitimden memnunlar mı?..
Çocuklarına verilen eğitimden memnun olan anne ve babaların oranı nedir?..

 
Çocuklarımızın, “tablet, bilgisayar, cep telefonu” bağımlılığından kurtarılmasını ve birer “kitapsever” olmalarını sağlamak için neler yapılacaktır?..
 
Her lise mezununun bir lisanı, rahatlıkla okuyup yazabilecek ve konuşabilecek kadar bilmesini sağlayabilecek miyiz?
 
Meslek eğitimi ne durumda, “katsayı haksızlığı” bitti de, meslek eğitimi cazip hale geldi mi?..
 
Çoğu anne ve baba, çocuklarının ille de “dört yıllık” bir bölümü bitirmesini ister de niçin ister?..
 
Meslek yüksek okulları niçin genellikle “başka yeri tutturamayan” talebelerin tercih ettiği okullardır.
 
Bütün meslek liselerine ve meslek yüksek okullarında “yabancı dil hazırlık sınıfları” olsa…
 
İyi olmaz mı?..
 
Mesela çok, birçok mesele, iç içe…
 
Yeni Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya Selçuk’un engin tecrübelerinden ve “sivil” toplum örgütlerimizin raporlu katkılarından istifadeyle  oluşturup açıklayacakları “Yeni Eğitim Modeli”ni merakla bekliyorum.
 
“Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü mübarek olsun, nice zaferlere…” diyerek bitireyim bu yazımı.
 
Kaynak.
Yazarın Diğer Yazıları
Yukarı Geri Ana Sayfa

Alıntı Yazarlar

Tüm Yazarlar

Anket

Yeni Sitemizi Beğendiniz mi?

  (51 Oy)
  (6 Oy)
  (1 Oy)
  (30 Oy)

  Diğer anketler

Yorumlananlar

Haberler - Videolar

Sendikamız

İstatistikler

Kategori :  7 Aktif Ziy.:  5
Haber :  802 Bugünkü Ziy.:  27
Okunma :  739801 Toplam Ziy.:  85881
Ayrıntı

Bağlantılar